03 Kasım 2008 Pazartesi

Türkiye-Ermenistan İlişkileri


Rusya Başbakanı Putin, 'İnsan hakları, içişlerimize karışmak için Batı'nın bahanesi' dedi.

Türk - Ermeni ilişkileri, Osmanlı'nın tüm Anadolu'yu egemenliği altına almasından sonra başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin yıkılmasına kadar ki sürede Türk - Ermeni ilişkileri çok yoğun bir şekilde devam etmiştir, hatta kimi zamanlar Ermeniler devlet idaresinde söz sahibi olup Türkleri yönetmişler ve hatta ticaret ile uğraşıp zengin kimseler olmuşlardır, bu ilişkiler ta ki Ermenilerin Osmanlı'nın yıkılmasında baş rol oynamalarına kadar olumlu bir seyir izledi. Türk - Ermeni ilişkilerinin bu kadar eskiye dayanmasına karşın, bugün Türkiye ve Ermenistan arasında hiçbir diplomatik bir ilişki bulunmamakta. Bunun nedenlerini birkaç başlık altında toplamak mümkündür. Dağlık Karabağ sorunu, kanıtsız soykırım iddiaları ve diasporanın tavrı, enerji yolları, Metzamor nükleer santrali, Ermeni halkının kafasındaki Türk modeli ve üçüncül ülkelerin tavırları..

Şüphesiz bu iki ülke arasındaki en büyük sorun sözde soykırım iddialarıdır. 1915 yılında Rusya'nın "hasta adam" Osmanlı'yı aciz görmesi ve bu acizlikten faydalanarak Doğu Anadolu üzerinden Akdeniz'e inmek istemesi ve Ermenilerin, diğer Osmanlı azınlıkları gibi bağımsızlık istemesi, Ruslar için bulunmaz bir fırsattı. Nitekim bunu kullanmak isteyen Rusya, bağımsızlık vaadiyle Ermeni çetelerini örgütlemiş, silahlandırmış ve Türklere karşı kışkırtmıştır. Osmanlı- Rus savaşında, Ermenilerin Rusya tarafını seçtiğini ve Osmanlı askerlerine saldırdığını gören Osmanlı Devleti bir fermanla Ermenileri bölgeden uzaklaştırıp Suriye'nin kuzeyine tehcir ettirmek istemiştir. Taşıma sırasında gerekli tüm tedbirlerin devlet tarafından alınmak istendiği birçok tarihi arşivde belgelenmiş olmasına rağmen, batılı ülkeler bunu görmezlikten geliyor, Ermeni tarafı ise inkar ediyor. Fakat Ermenilerin, Türk köylerini basması ve burda birçok Türk'ü öldürmesi ipleri germiş ve Türklerin tehcir sırasında Ermenileri öldürmesine neden olmuştur. Peki bu soykırım mıdır? Birleşmiş Milletler'in 1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ne göre bir eylemin soykırım olarak nitelendirilebilmesi için, belirli bir insan topluluğunun; milliyeti, ırkı, etnik kökeni veya dini dolayısıyla yok edilmesi niyetinin bulunması gerekir. Bu tanıma göre kesinlikle soykırım değildir, çünkü ölen Ermeniler Türklere saldırdıkları için öldürülmüştür. Ayrıca eğer etnik ve dini sebeplerden dolayı öldürülmek istenseler, ilk başta İstanbul Ermenileri öldürülürlerdi, fakat onlarca yıldır orada yaşamaya devam ediyorlar. Kaldı ki, Ermeniler, Osmanlı - Rus savaşında Rus tarafını tutarak savaşın bir tarafı olmuştur. Bu nokta çok önemlidir, çünkü savaşın bir tarafı olmak demek olayı soykırımdan ziyade savaş tanımının içerisine sokar ve olay savaş kurallarının düzenlendiği Cenevre Sözleşmesini ilgilendirir..Bir örnek vermek gerekirse; batılı devletler Serv Antlaşmasının taslağını hazırladıktan sonra sıra kendi aralarında müzakerelere gelir. Sözü geçen müzakereye, Ermeniler delegasyonla katılmışlardır. Osmanlı paşası olduğu iddia edilen Bogos Nubar Paşa -ki bir Mısır Ermenisiydi- bu delegasyona başkanlık yapmıştır. Bogos Nubar Paşa, toplantının başında "Biz Osmanlıyla savaştık. Bu nedenle muhasım tarafız. Bu sıfatla konferansa katılmak istiyoruz." şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu beyan, -uygulama kabiliyeti olsaydı- 1948 tarihli BM Soykırım Sözleşmesi kapsamında yapılacak hukuki bir değerlendirme açısından birçok ilginç durum yaratabilirdi. Zira anılan sözleşmeye göre, belli bir grup silahlı çatışmanın tarafı ise, Soykırım Sözleşmesi çerçevesinde korunacak kişiler kapsamında değerlendirilmemektedir. Dolayısıyla Bogos Nubar Paşa, Ermenilerin Türklerle savaştıklarını itiraf etmiş, ilerde söz konusu edilecek soykırım iddiasını da daha baştan dayanıksız bırakmış olmaktadır.

Türkiye'nin karşısında güçlü bir Ermeni lobisi vardır. Varlıklı kişi ve kuruluşlardan oluşan bu lobi, adeta "Türk" lafına tabiri caizse "uyuz" olmakta..Bunlar aynı zamanda çeşitli ülkelerde soykırım iddialarını birer seçim malzemesi ve iç politika aleti haline getirerek çeşitli ülkelerin parlamentolarında soykırım yasaları geçirtmektedir. Diaspora bunu yapmakta çok ustadır. Bu yolu seçiyorlar çünkü uluslararası mahkemeye başvurduklarında kaybedeceklerini kendileri de biliyorlar..Bu konuda o kadar ileri gidiyorlar ki , "soykırım yoktur" diyenleri mafyavari bir şekilde uyarıyorlar, tehdit telefonları yağdırıyorlar..Ayrıca Ermenistan siyasetinde de çok etkililer. Türkiye'nin bu noktada yemesi gereken 40 fırın ekmek önünde bekliyor. Bu bağlamda Türkiye, belini sadece Yahudi lobilerine bağlamaktan ziyade, kendi lobisini kurmalıdır. Asıl mezalimin Ermeniler tarafından gerçekleştirildiğini tanıtım filmleriyle, kitaplarla bunu dünyanın diğer ülkelerine anlatmalıdır. Çünkü uluslararası ilişkilerde susan, derdini anlatmayan her zaman haksızdır.

En büyük sorunlardan ikincisi ise 1989 yılından başlayarak Ermenistan'ın Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ Bölgesini (Azeri topraklarının %20si) işgal etmesi, burada Hocalı şehrinde katliam yapmasıdır. Bu olaydan sonra Türkiye, Ermenistan ile diplomatik bağlarını koparmış ve sınırı kapatmıştır. Geçtiğimiz yıllarda hizmete giren Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol hattı ve Kars-Tiflis-Bakü demir yolu hattı Ermenistan'ı by-pass geçtiğinden dolayı Ermenistan ekonomisinde ciddi yavaşlamalar olmuştur. Bu noktada, mevcut politikalarını devam ettirdiği taktirde, tek seçenek kalıyor: Gürcistan ve Iran ile iyi ilişkiler kurmak! Fakat en yakın müttefiki Rusya'nın Gürcistanla arasındaki problemler, diasporanın etkin olmak istediği ABD'nin Iran ile problemleri ve Iran'ın kuzeyinde çoğunluğun Azerilerden oluşması, Ermenistan'ın bu ülkelerle diyalog kurmasını da zorlaştırmaktadır. Fakat, AB'nin Türkiye'den sınırı açmasını istemesi Ermenistan'ı cesaretlendirmiştir, bundan dolayıdır ki Ermenistan her fırsatta Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini söylemekte ve sınır kapısının açılması gerektiğini bildirmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki, Ermenistan; Türkiye ile arasındaki sınırı tanımıyor! Onların tezine göre, "Mevcut sınır anlaşması Sovyetler ve Türkiye arasında imzalandı, dolayısıyla bu anlaşma Ermenistan'ı bağlamaz" görüşü hakimdir. Bu noktada çok garip bir felsefi soru aklınıza gelebilir: "Olmayan bir sınır açılır mı?". Bu, olmayan duvardaki bir kapıdan içeri girmeye benziyor...Üstüne üstlük, Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesi, Ermeni Anayasasında "Batı Ermenistan" olarak geçiyor. Ermenistan'nın niyeti gayet açıktır!

Birçoğumuzun bilmediği, gündeme hiç ama hiç gelmeyen sorunlardan bir tanesi de "Metzamor Nükleer Santrali" dir.Çok eski bir Rus teknolojisiyle yapılmış olan bu santral, maddi imkansızlıklar nedeniyle de yeterli teknolojik desteği ve bakımı görememektedir. Türkiye bu konuyu Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na götürdü, ancak gerekli sonucu alamadı.Yarın birgün bir sızıntı durumunda; Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan'ın tamamı, Iran ve Türkiye'nin yarısı belki de daha fazlasının çok ciddi bir şekilde etkileneceği aşikardır(Bknz : Çernobil).

Sonuç olarak, bu kadar sorunlu bir ilişkide her iki ülke halkının acı çektiği bir gerçektir. Bir tarafta Ermeni terör örgütü ASALA tarafından öldürülen, Ermenistan tarafından Hocalı'da katledilen Türkler, diğer tarafta Türkiye'nin ambargosu yüzünden çok fakir bir Ermeni halkı..

Okan Sarıoğlu

0 yorum: